6 Mart 2010 Cumartesi

0-4 Ay Arası Beslenme ve Anne Sütü

Bebeklerin besin ihtiyaçları yetişkinlerden çok farklıdır ve özeldir. Onların
minicik mideleri vardır, alabilecekleri gıdalar sınırlıdır. Bebeklerin sindirim
fonksiyonları tam olarak gelişmediği için onların sindirim sistemlerini
yormayacak özel besinler vermek çok önemlidir. Bağışıklık sisteminin geliştiği,
fiziksel ve zihinsel gelişimin çok hızlı olduğu bu dönemde en doğru besinleri en
doğru şekilde bebeklere verebilmek gereklidir. Ayrıca bebeklikten itibaren doğru
beslenme alışkanlıkları kazandıracak besinlerle bebeği beslemek ileride de doğru
beslenme alışkanlıkları kazandırmakta bebeğe yardımcı olacaktır.

Bebek Beslenmesi Önemlidir Çünkü?

İlk 4-6 ayda
bebeklere anne sütü verilmesi önerilmektedir.Çünkü anne sütü bebeğin sindirim
sistemine en uygun besindir. Anne sütü ile beslenen bebeklerin su dahil olmak
üzere başka hiçbir besine ihtiyacı yoktur.
Ayrıca anne sütü ile beslenen
bebeklere, anne sütündeki prebiyotik liflerin yardımıyla ishal, zatürree gibi
bulaşıcı hastalıklara ve allerjik hastalıklara daha az yakalanırlar, daha
sağlıklı büyürler, diş gelişimleri daha sağlıklı olup ileride şeker hastalığına
yakalanma ihtimalleri daha azdır. İlk 4-6 ayda bebeğinizi anne sütü ile
besleyiniz.

Annelerin % 99’u aynı anda iki bebek büyütecek kadar süt
üretme kapasitesine sahiptir.Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlamak, süt
yapımının uyarılması ve devamı için çok önemlidir. Anne sütünün artmasını
sağlamak için göğüslerinizin boşalması gerekmektedir. Bu nedenle bebeğinizi sık
sık emziriniz.

Anne sütünün yeterliliği en iyi, çocuğun gereken kiloyu
alması ile anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık
kontrolüne götürünüz. Düzenli kilo alan, günde en az 5-6 kere beslenebilen,
bezini günde 5-6 kez ıslatan ve 1-2 kez de kaka yapan bir bebek anne sütünü
yeterince alıyor demektir.

Emzirme Sırasında Dikkat Edilmesi
Gerekenler


1-Emzirmeye başlamadan önce
ellerinizi yıkayınız.
2-Emzirirken sırtınızı
dayayabileceğiniz şekilde rahat oturunuz.
3-Her gün banyo
yapamayan anneler, meme başlarını günde bir kez ılık su ile silmelidir.

4-Emzirirken meme ucu ve etrafındaki kahverengi halkanın
çocuğun ağzını tamamıyla kapatacak şekilde olmasını sağlayınız.

5-Emzirirken çocuğunuzun burun deliklerinin açık olmasına
dikkat ediniz.
6-Her emzirme öğününden sonra bebeğinizin
gazını çıkartınız.
7-Beslenme programını bebeğinizin
isteğine göre düzenleyiniz. Bu istek genellikle 2-3 saat aralıklarla olabilir,
buna uyunuz.

Anne sütü
yetersizse...


Bebeğiniz için en uygun gıda anne sütüdür. Ancak
anne sütü bebeğin beslenmesi için her zaman yeterli olmayabilir. O zaman
bebeğinizi doktorunuzun önereceği anne sütüne yakın özellikler taşıyan bir mama
ile beslemeniz gerekmektedir.

Bir bebeğin tüm beslenme gereksinimini
karşılayacak biçimde geliştirilmiş bir bebek mamasının aşağıdaki özelliklere
sahip olması gerekmektedir:

• Anne sütünde de bulunan ve bebeğin
bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayan prebiyotik lif *içermesi.
• Anne
sütünde olduğu gibi düşük proteinli olması ve sağlıklı büyüme için gerekli tüm
amino asitleri içermesi
• Anne sütü esas alınarak ayarlanmış, sindirimi ve
emilimi kolaylaştıracak oranda bir yağ karışımı içermesi
• Anne sütünde
olduğu gibi karbonhidrat kaynağı olarak yanlızca laktoz içermesi (Laktoz;
kalsiyum ve yağın emilmesini kolaylaştıracak, prebiyotik liflerle birlikte
barsaklarda normal bakteri florasının oluşumunu sağlayacaktır.
• Bebeğin
henüz tam olarak gelişememiş böbrekleri dikkate alınarak anne sütündeki
oranlarda mineral içermesi

Anne sütünün yetersiz olması durumunda
doktorunuzun tavsiye edeceği bebeğiniz için uygun Milupa Biberon
Mamaları
ile bebeğinizin tam olarak beslenmesini devam
ettirmelisiniz.

Bebek.com

5 Mart 2010 Cuma

Hamilelikte hangi aşılar yapılmalı?

Önlenebilir hastalık ve ölümlerin azaltılmasındaki en önemli etkenlerden biri annenin, fetüsün ve yenidoğanın aşılanmasıdır. Aşılama anne ve fetüsün sağlığını korurken aynı zamanda geçen pasif antikorlar sayesinde, yenidoğanın ilk altı ayında enfeksiyonlardan korunması sağlar. Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy hamilelik sırasında yapılması gereken aşıları anlatıyor.

Hamilelik esnasında inaktif (ölü) virüs ya da bakteri ve toksoid kullanılarak yapılan aşılamaların anne adayı ve bebek için bir risk oluşturmadığı biliniyor.
Ayrıca emzirme dönemi boyunca da aşılama yapılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.

Hamilelerde aşılama genellikle 2.trimesterden itibaren yapılır. Aşılamadaki en
önemli amaçlar şöyle sıralanabilir:

• Hamilelik sırasında fetüste konjenital malformasyon

• Büyüme geriliği, ölü doğum ve nörolojik arazlara sebep olan enfeksiyonlardan
korumak

• Erken doğum eylemini azaltmak

• Hamilelikte daha şiddetli seyreden hastalıklardan anneyi korumak (influenza,
hepatit B vb),

• Yenidoğan enfeksiyonlarını azaltmaktır

Hepatit B aşısı:
Taşıyıcı annelerin bebeklerine doğum esnasında hastalık bulaştırmaları mümkün.
Bu nedenle hepatit B taşıyıcı annelerin bebeklerine doğar doğmaz ilk 12 saat
içerisinde hepatit B aşısı ve immunglobulini uygulanmalı. Eşi hepatit B taşıyıcı
olan anne adayları hamileliğe kadar aşı yaptırmamışsa hamilelikte mutlaka
aşılanmalı.

İnfluenza (grip) aşısı:
Grip aşısı her yıl oluşan antijene göre hazırlanan ölü virüs aşısıdır.
Hamilelikte grip aşısı yaptırmanın herhangi bir olumsuz etkisi yoktur. Ayrıca
grip aşısı emzirme döneminde de güvenle yapılabilir. Hamileliğinin 2. ve 3. trimesterini grip
mevsiminde geçirecek olan tüm anne adaylarına grip aşısı yaptırmaları önerilir.

Tetanoz aşısı:

Daha önce aşı yaptırmamış anne adaylarının hamileliğin ikinci ve üçüncü
trimesterinde birer ay ara ile iki doz tetanoz aşısı yapılır. İlk aşıdan altı ay
sonra üçüncü doz verilir. Daha önce tetanoz aşıları serisini tamamlamış
hamilelere aşısının üzerinden 10 yıldan fazla süre geçmiş ise tek doz aşı
yapılır. Yenidoğan döneminde bebekte gelişebilecek tetanoz %60 ölümcül
olacağından, hastalığın önlenmesi için tetanoz aşısı çok önemlidir.

4 Mart 2010 Perşembe

4-5 yaş çocuk beslenmesi nasıl olmalı?

Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayça Ilıca Murat bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda anne, baba ve aile büyüklerinin önemli birer örnek teşkil ettiğini söylüyor.

Çocuklarda okul öncesi dönem olarak da adlandırılan 4-5 yaş, evde kazanılan
doğru beslenme alışkanlıklarının yerleştiği, bu alışkanlıkların okul dönemindeki
yeme davranışlarını da etkilediği hatta yetişkin birer birey haline gelindiğinde
oluşabilecek sağlık sorunlarıyla bile ilinti olduğu bilinen bir süreçtir.

Bu yaş grubundaki çocukların günlük olarak her besin grubundan tüketmesi
sağlanmalıdır. Bu besin grupları süt ve süt ürünleri, et grubu, sebze –meyve
grubu, yağ grubu ve tahıllardan oluşmaktadır. Yapılan fiziksel aktivite göz
önünde bulundurularak çocukların günlük beslenme düzeni ayarlanmalıdır.

Bu dönemde özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta kahvaltı yapma
alışkanlığının oluşturulmasıdır. 1-2 dilim peynir çeşitleri, tam tahıllı ekmek,
zeytin, pekmez-bal, süt, haftada 2-3 kere yumurta veya omlet, taze meyve, evde
yapılmış kuru meyveli kek veya börek çocukların kahvaltılarında olabilecek
gıdalardır.

Bu yaş grubu çocukların oldukça aktif oldukları ve gelişimlerinin en yüksek
düzeyde seyretti düşünülerek gereksinimleri karşılayacak hem besleyici değeri
yüksek hem de çocukların severek tüketebileceği gıdalarla beslenmesi
gerekmektedir. Her zaman olduğu gibi her öğün kendi içerisinde yeterli
miktarlarda karbonhidrat, protein ve yağ içermelidir. Mutlaka kahvaltı arkasına
ara öğün, öğle yemeği, bunu takip eden 1 veya 2 küçük ara öğün ve akşam yemeği
okul çocuğunun gereksinimlerini karşılayacak yemek sistemidir. Özellikle
çocukların ana öğünlerde temel besin grubumuz olan ekmek ve ekmek türevi olan
çorba – pilav – makarna gibi gıdalar, et/ tavuk haftada en az 1 gün balık ve
mevsiminde olan herhangi bir sebze yemeği, bunun yanında oldukça önemli kalsiyum
kaynakları olan süt ve yoğurt hem ana öğünlerde hem de ara öğünlerde
tükettirilmelidir.

Büyüme ve gelişme sırasında vücutta meydana gelen bir çok mekanizmada
proteinlere önemli görevler düşer. Eğer vücudumuz protein alamazsa vücut
hücreleri yenilenemez. Bu durumda büyüme yetersiz kalır. Vücut için temel
protein kaynakların yiyeceklerimizden sağlanır.

Proteinler bitkisel ve hayvansal kaynaklar olmak üzere iki kaynaktan elde
edilir. Hayvansal kaynaklar yumurta, et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt,y
oğurt gibi kaynaklardır. Proteinlerin bitkisel kaynakları ise kurufasuyle,
nohut, mercimek gibi kurubaklagiller ve tahıl ürünleridir. Tabii bunların
dışında hayatın başlangıcında aldığımız en değerli protein kaynağı anne sütüdür.

Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Yani vücudumuz bu
proteinlerden daha çok yararlanır. Bitkisel kaynaklı proteinlerin vücut
tarafından kullanımı ise daha düşüktür. Hayvansal besinlerin içinde proteinin
vucüt tarafından en iyi kullanıldığı gıdalar anne sütü ve yumurtadır. Her
ikisinde de bulunan proteinlerin neredeyse tamamı vücudumuz tarafından
kullanılır. Bu yüzden yumurta ve anne sütündeki proteinler “örnek protein ”
olarak adlandırılırlar.

Çocuklarda büyümenin devam etmesi sebebiyle protein gereksinimi fazladır. Her
yaş grubu için protein gereksinimi farklıdır.Alınan protein kaynaklarının
vücudun kolay kullanabileceği kaynaklardan olması gerekir.Bu nedenle bitkisel
kaynaklı proteinlerle beraber hayvansal kaynaklı proteinler de beslenmede
kullanılmalıdır.

Proteinin eksik alınması çocuklarda büyümeyi ve zihinsel gelişimi
etkileyebilir.Büyüme-gelişme sorunları oluşabilir. Ayrıca proteinin vücutta bir
çok önemli reaksiyonda yer aldığını düşünürsek bu reaksiyonlarda da aksamalar
gerçekleşebilir.

Çocuklar genellikle renkli yiyecekleri severler.Bu nedenle özellikle et
yedirmekte zorlanıyorsanız köftesini sebzelerle karışık pişirebilirsiniz veya
tabağını renkli biberlerle,havuçla süsleyebilirisiniz. Ancak çocuklar çoğu zaman
ailenin beslenme alışkanlıklarını örnek alırlar. Örneğin akşam yemeği için
çocuğunuza etli bezelye gibi yemekler yapıyor ama siz bu yemeği sevmediğinizi
söylüyorsanız O da yemeyecektir. Bu yüzden özellikle yemek seçen çocuğunuzla
beraber sofraya oturmaya ve aynı yemekten yemeye özen göstermelisiniz.

Proteinli gıdaların yapısı yüksek ısıda bozulur. Bu nedenle yüksek ateşe maruz
kalmaması ve kavrulmaması gerekir. Orta veya kısık ateşte pişirilmesi daha doğru
pişirme teknikleridir. Ayrıca et, tavuk gibi gıdaların yağda kızartılması
durumunda zararlı bazı kimyasal maddeler oluşur. Bu maddeler özellikle kanserin
öncü maddelerini oluşturabilir. Bu nedenle et, tavuk gibi gıdaları kızartmak
yerine haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Balıklar
buğulama yapılabilir veya fırında pişirilebilir. Yumurta haşlanırken de rafadan
değil tam olarak haşlanmalıdır.Böyle pişirilirse proteinin vücut tarafından
kullanımı daha fazla olur.

Bu yaş grubunda anneleri en çok üzen ve telaşlandıran konulardan bir tanesi
çocuklarının iştahsız olup yemek yememeleridir. Çocuğumu doyuramıyorum, aç
kalıyor düşüncesiyle ne yapacaklarını şaşıran anneler, doğru sandıkları bir çok
yanlış yaparak yemek yemeği, ya çocukları için işkence haline getirirler yada
kendileri için büyük bir tehdit unsuru oluştururlar.

Çocuklarda iştahı etkileyen en büyük etkenlerden birisi öğün aralarında
abur-cuburla karnını doyurmalarıdır. Buna bağlı olarak doygunluk hissi hisseden
çocuk ana öğünlerde yemek yemeği rededicektir. Oyalamak için ana yemek öncesi
çocuğunuzun eline tutuşturduğunuz bir gofret veya bir dilim kek onu tıkayacak ve
sofrada yiyecekleri reddetmesine neden olacaktır. Bu tip durumlarda çocuğun
sofra düzenine alışık olması çok önemlidir.

Çocuğunuz bir yaşına geldiğinde artık aile sofranıza oturur hale gelmeli ve
yemek zamanının aile ile bir araya gelinen, herkesin yemek yediği eğlenceli bir
vakit olduğunu öğrenmelidir. Bunun yanısıra çocuğunuz gereksinimlerini
karşılayacak küçük ara kahvaltılar yada meyveler, kahvaltı ile öğle yemeği
arasında, öğle yemeği ile akşam yemeği arasında verilebilir ancak bu ara öğünler
iştahı kapatıcak miktarda ve ana öğün saatine çok yakın olmamalıdır. Ayrıca
yemek tabaklarının çocuğunuzun ilgisini çekecek tarzda renkli ve eğlenceli
olması, tabağına yiyebileceği kadar yemek konması çocuğunuzun çok daha istekli
yemek yemesini sağlayacaktır. Bunların dışında çocuğunuzla beraber alışveriş
yapmanız, sofra hazırlanırken yardım istemeniz hatta onunda yemek
hazırlanmasında katkıda bunmasına fırsat tanımanız çocuğunuzun yemek yeme
isteğini artırıcı yönde olumlu etkiler oluşturacaktır.

Yemek öncesi çocuğunuzun hem temizlik hem de kendisini daha zinde hissetmesi
için elini yüzünü yıkaması faydalı olacaktır. Çocuğunuz çok yorgun ve uykusuzsa
yemek yemesi konusunda ısrarcı olmayın.

Çocuğunuzun yemeği reddetmesindeki diğer en önemli etmen ise aynı biz
yetişkinlerde olduğu gibi iştahsız olmasıdır. Özellikle hasta ve ateşi
yükselmişse, diş çıkartıyorsa, yorgun yada uykusuzsa, alışmış olduğu düzen
değişmişse çocuğun iştahında azalma gözlenebilir. Bu dönemde de telaşlanmadan
hacmi küçük ama içeriği çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılayacak, normalde de
yemekten hoşlandığı yiyecekleri görsel açıdan da ona hitap edecek eğlenceli
tabak süslemesiyle yine ısrarcı olmadan yemesini sağlayabilirsiniz.

Tüm bunlara rağmen çocuğuz da kilo kaybı gözlemliyorsanız,yemek yemeği şiddetle
reddediyor ve yediklerini çıkartıyorsa mutlaka vakit kaybetmeden bir uzmana
başvurmanız faydalı olacaktır.

Sağlıksız beslenen çocuklarda görülebilecek en büyük sağlık sorunu çağımızın
hastalığı obezite ve ardından gelebilecek obezitenin yol açtığı genç yaşta
oluşabilecek kalp damar hastalığı, diyabet, tansiyon, böbrek fonksiyonlarında
bozukluk, mide rahatsızlıkları, demir eksikliği ve bu eksikliğin neden
olabileceği bir çok hastalık görülebilir. Bunun yanısıra yetersiz beslenme
sonucu gelişim bozuklukları ve konsantrasyon problemleriylede sıklıkla
karşılaşılmaktadır .

bebek.com

3 Mart 2010 Çarşamba

Çocuklarda Ateşli Havale

Anne babaların en büyük kabuslarından biri çocuklarının havale nöbeti geçirmesidir.
Havale, özellikle yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde görülebilen ateşe bağlı
bilinç kaybı veya ateşsiz bilinç kaybı ile birlikte olan kasılmalardır.

Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Esra Dolar, ‘Havale nöbeti ve nöbet sırasında yapılması gerekenler’ hakkında bilgi verdi.

Çocukların yaklaşık % 4’ü 5 yaşına gelmeden bir havale nöbeti geçirebilir. Erken
çocukluk döneminde (3 ay ile 5 yaş arası) beyin ile ilişkisi olmayan, enfeksiyon
dışındaki nedenlerle oluşan ve ateşle birlikte görülen havaleler ateşe bağlı (febril)
kabul edilir.

Altı yaşın altındaki çocuklarda ateşe bağlı havale geçirme sıklığı %2-5 iken,
aile bireylerinde ateşe bağlı havale olanlarda bu oran %8-22’lere kadar
çıkmaktadır. Ateşli bir çocuktaki titreme sıklıkla havale ile karıştırılabilir.
Bazı çocuklar ailesel yatkınlıklar nedeni ile daha düşük derecelerde havale
geçirirlerken; bazılarında ise daha yüksek ateş durumlarında dahi havale
görülmeyebilir. Çoğu çocukta havale tekrarlamazken; az sayıda çocuk her ateşli
hastalıkta havale geçirebilir.

Bilinç kaybı ve ani kasılma olabilir
Hastalığın başında ateş hızla yükselince, havale nöbeti başlar. Çocuk birden
bilincini kaybeder, bedeni kasılır ya da gevşer, kaslarda ani kasılmalar
görülebilir. Gözler kayar, çene kilitlenir, ağızdan salya akar. 1 dk içinde
kasılmalar kesilir ve çocuk bitkin bir şekilde uykuya dalar. Havale nöbetlerinin
geçirilmesi, henüz olgunlaşmamış çocuk beyninin ani ateş yükselmesinin neden
olduğu sıcaklık değişimlerine tepki vermesi olarak yorumlanabilir.

• Ateşe bağlı havalede; çocuk 3 ay – 6 yaş arasındadır (sıklıkla 6-18 aylar
arası)

• Ateş 38 C ‘nin üzerindedir.

• Beyin ve beyin zarlarının iltihabı ile ilgili bir bulgu yoktur.

• Havaleye neden olabilecek diğer hastalıklar bulunmamaktadır.

Ateşe bağlı havale geçiren veya geçirmekte olan çocuğun tedavisi mutlaka çocuk
doktoru tarafından yapılmalıdır.

İLK ANDA YAPABİLECEKLERİNİZ:

• En önemlisi, sakin olun.

• Çocuğunuzu sert bir zeminde yan konuma getirin ve dilini ısırmaması için
dişlerinin arasına kalınca katlanmış bir mendil sıkıştırın.

• Boynunu sıkıştıran bir giysi varsa gevşetin ve çocuğu sıkı tutmayın.

• Ateşli havale geçiren çocuklarda anne – babanın yapabileceği en önemli
şey ateşi kontrol altında tutmak ve ateşi düşürme yöntemlerine başvurmaktadır.

ATEŞİ DÜŞÜRMEK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

• Ateşi olan çocuğun hemen üstü açılmalıdır. Titrese dahi kesinlikle üzeri
örtülmemeli, oda fazla ısıtılmamalıdır.

• Ateş düşürülemiyorsa çocuğun kilosuna uygun ölçekte ateş düşürücü şurup
verilmelidir. Ilık su ile vücudu silinmeli; koltuk altı, alın, göğüs ve
kasıklara pansuman yapılmalıdır.

• Gerekirse saçlar ıslatılmadan ılık su ile duş yaptırılabilir.

• Tüm uğraşlara rağmen ateş düşürülemiyor ya da tekrarlıyorsa ateşin
nedeninin araştırılması için çocuk doktoruna başvurulmalıdır.

ATEŞLİ HAVALE GEÇİREN ÇOCUK EPİLEPSİ HASTASI
OLABİLİR Mİ?


Değişik nedenlerle beyin hücrelerinin normal olmayan elektriksel boşalması ile
ortaya çıkan tekrarlayıcı kontrol dışı hareket bozukluklarına “epilepsi” denir.
Kısaca epilepsi beyin hücrelerinin havaleye olan eğilimi olarak tanımlanabilir.

Ateşe bağlı havalelerden sonra, 5-7 yaş öncesinde %2, 15 yaş öncesinde ise %5.5
oranında epilepsi gelişme riski vardır. Bu riski belirleyen faktörler;

• Nöbetlerin 15-20 dk dan uzun sürmesi (Uzun süren havale beyin hücrelerinin
oksijensiz kalarak hasarlanmasına neden olabilir)

• Ateşli havale başlamadan önce sinir sistemi veya beyinde bir anomali veya
gelişme geriliği olması.

• Birinci derece yakınlarında epilepsi öyküsünün varlığı olarak
sıralanabilir.

bebek.com